İçeriğe atla

Sudan Adbara

Yetimler topluma birer emanettir.

Globalleşen ve küçülen dünyada tüm dünyadaki yetimlerden de sorumluyuz.

Sosyal hayatın insanca ve arzulanan huzur ortamı içinde sürdürülebilmesi için bütün toplum katmanlarına belli bir sosyal ve ekonomik güvence sağlanmış olmalıdır. Bu, sosyal devlet anlayışının kaçınılmaz bir gereğidir.

Toplumun yakın ilgisine ve sağlayacağı bu sosyal güvenceye en çok muhtaç olanlar, şüphesiz ki yetimlerdir. Baba ocağından ve sıcak bir aile yuvasından mahrum olan bu yavrular, toplumun birer emanetidirler. Babanın ve ailenin rolünü yetimler açısından artık toplum üstlenmiştir. Fiilen bir ailesi olduğu halde, çeşitli nedenlerle adeta sokağa terk edilen çocukları da yetim kavramı içinde değerlendirmek gerekir.

Yüce dinimiz İslâm, yetimlerin, ruhen, bedenen ve ekonomik olarak sağlıklı bir ortamda gelişmeleri için tüm önlemleri ciddi ve sistematik bir şekilde almıştır. Her şeyden önce Kur’an-ı Kerim, yetimlerin korunması olayını, tarihi boyutu ile ele almış, geçmiş peygamberlerin bu uğurdaki gayretlerini, tavsiyelerini birer örnek olarak sunmuştur(1)

Kur’an-ı Kerim, yetimlerin korunup gözetilmesini, Hz Peygamberin şahsında devlete bir görev olarak vermiştir. Rasûlüllah’a kendisinin de bir yetim olarak ilahi koruma altında büyüdüğünü hatırlatan Rabbimiz ona şu uyarıda bulunuyor:

“Öyleyse sen de yetimi sakın ezme, kahretme” (2)

İslâm’ın yetimlere karşı topluma yüklediği görev aktif bir görevdir. Müslümanlar yetime haksızlık etmemekle yetinemezler. Ona iyi bir gelecek de hazırlamak durumundadırlar.

Allah’ın Rasûlü şöyle buyuruyorlar.

“Müslüman toplum içinde en hayırlı aile yuvası, içinde bir yetimin barındırıldığı ve ona iyi davranıldığı yuvadır. Müslüman toplum içinde en kötü aile yuvası, bir yetimin barındırıldığı esnada ona kötü davranıldığı yuvadır”(3) Yine Hz. Peygamberimiz (sas) şahadet parmağı ile orta parmağını göstererek: “Ben ve yetimin işlerini üstlenen, onların haklarına riayet eden kimse, cennette böylece beraber olacağız.” (4) buyurmuşlardır.

Yetimlerin en az diğer çocuklar kadar şefkat ve ilgiye muhtaç olduklarından hareketle Allah’ın Rasûlü, meseleyi psikolojik boyutu ile de önemser. O şöyle buyurmuştur: “Başı hiç okşanmamış bir yetimin başını okşayan kimseye, elinin değdiği saçlar sayısınca sevap yazılır.”(5) Katı kalpli oluşundan şikayet eden bir kimseye Sevgili Peygamberimiz, yoksulları doyurmasını, yetimleri sevindirmesini, başlarını okşamasını tavsiye buyurmuşlardır.

Yetimlerin içinde bulunduğu zor şartlardan yararlanarak, onların mallarına tecavüze yeltenenleri Allah Teala, şiddetli ifadelerle tehdit etmiş ve uyarmıştır. Nisa Suresi 10. ayette: “Haksızlıkla yetimlerin mallarını yiyenler, şüphesiz karınlarına ancak ateş doldurmuş olurlar.Zaten onlar yakında alevlenmiş ateşe gireceklerdir.” buyurulmaktadır.

Her konuda olduğu gibi, yetimlerin korunması hususunda da İslâm’ı iyi anlamaya muhtacız ve gereğini mutlaka yapmalıyız.

(1) Bakara 83
(2) Duha, 9
(3) İbn Mace, Edeb,6
(4) Buhari, Edeb,24,Müslim,Zühd, 42
(5) Ahmed İbn Hanbel, Müsned, V, 250
(6) Ahmed İbn Hanbel, Müsned,ıı,263